22:00 – cnbc-e: PEMPE PANTER
“You only live once, so see Pink Panther twice” diyor filmin reklamı. Aynen. Hatta “4 times, 5 times” diye artırıyorum. Ezbere bilinmesi gereken, sahnelerini referans olarak sohbette kullanacağımız ve bu sırada karşılıklı çok rahat anlaşmamız gereken, anlamayanlara da sen Mars’ta mı büyüdün diye laf etmemiz gereken filmler bunlar. Oysa nerdeeeee…
Peter Sellers başka bir şeydir. Benzeri olmayan, tarif edilemeyen, yeni kelimeler yaratmamızı gerektiren. Peter Sellers’in varolduğu yer, birkaç başka çok hoş film hariç (The Party, Dr. Strangelove) Pembe Panter serisidir. Serinin bu filmi ise, diğerlerinden hafif farklı, daha giriş niteliğinde, komedi kadar bir bilinmezlik ve macera da barındıran bir öykü. Ve Sellers’ın yanında, bir başka büyük usta, David Niven’ın da tüm zarafetiyle filmi zenginleştirdiği kesin. Ayrıca, Robert Wagner ve güzeller güzeli Claudia Cardinale (geçen yıl altın portakal aldı) de mevcut.
Blake Edwards: [On the set of the Pink Panther] Mr. Sellers, welcome to Hollywood.
Peter Sellers: But this is Austria.
Blake Edwards: Hollywood’s a state of mind.
115′, Holivut-MGM, ’63. Fragman.


Ocak 5, 2012, 11:57 am |
çocukken bayılırdım, çok (acaip çok.çokçokçok) severdim. şimdi izlemeye korkuyorum ya aynı etkiyi yapmazsa diye. sence mantıklı mı:)
Ocak 10, 2012, 7:39 pm |
pardon, geç görmüşüm. malum, buraya pek mesaj bırakılmıyor.
yok, çok mantıklı. bende de aynı endişe çok oluyor. bu çok kişisel bir şey, ve konuya da bağlı. çok özel şeyler, yerini mutlaka saklamak istediğin şeyler için yapmak gerek bence. ama öyle diye birçok o kadar da özel olmayan şeylere de uyarlamamalı, ya da yine beğenebileceklerine. bazıları da var ki tekrar tekrar beğenirsin.
ben de çok beğendiğim bir filmde bunu çok yaşamıştım. gölgeler ordusu diye bir fransız filmi. çok çok beğenmiştim gördüğümde. sonra washington’da sinemada oynadı. çok kararsız kaldım, ama aradan 10 yıldan fazla geçmişti, o kadar hatırlamıyorumdur diye gittim. yok, bayağı hatırlıyormuşum, o yüzden aynı etki olmadı, film süper olsa da.
Ocak 11, 2012, 12:45 pm |
istanbul film festivalinde bir film görmüştüm. o zaman ki ruh halim, aşk hayatım falan herhalde bilmiyorum neden filme bayılmıştım. sonra almanya’dayken dvd’sini buldum.sinema masterı yapan bir arkadaşa anlattım, öve öve bitiremedim. çocukla beraber izledik. çocuk sıkıntıdan patladı, bayağı ve sıkıcı buldu. ben de kendimi çok kötü hissettim ve bozuldum da tabi. bu arada gördüm ki hakkaten film o seyrettiğim zaman ki etkisinde değil..hem de hiç:)
şimdi film ne diye merak ettin di mi:)
Ocak 12, 2012, 2:18 pm |
yok, çok etmedim:) başta, ilk bahsi geçtiğinde etmiştim. sonra niye başkasıyla izledin, ondandır diye düşündüm. bu kadar özel filmleri emin olmadığın kişilere bulaştırmamalı. sonra, o kişi nasıl buldu diyor insan, rahat izleyemiyor. bir de dvd’dendir. o kadar fark ediyor ki küçük ekran-kocaman perde etkisi. ama hiç de farkedilmeyen birşey bu etki.