30 Nisan Pt.

22:00 – cnbc-e: House of Sand and Fog

Kocası tarafından terkedilen ve evinden atılan bir kadın evin yeni sahipleriyle arasında sürekli bir gerilim doğurur. Hikayenin altından bir trajedi unsuru çıkıyordu diye hatırlıyorum, ama izlemediğim için ne olduğunu hatırlamıyorum. O yüzden hemen dış unsurlara geçeyim.

Bu, çok satmış bir romanın uyarlaması. Hatta yazarın film stüdyolarından yüzün üstünde teklif aldığı söyleniyor (Holivut öylesine -desperately- aç ki yeni bir konuya).

Film, vizyona girdiğinde de iki oyuncusuyla öne çıkıyordu. Hintli bir ailenin reisi rolünde, hemen her oynadığı filmde, otomatikman büyük bir oyunculuk sergilediği varsayılan isimlerden Ben Kingsley, evini kaybeden kadında da Jennifer Connelly var.

Jennifer Connelly’nin hep önemli filmlerden çıkıyor olması çok ilginç gelir bana. Etkileyici yüzü (gerçi güzel değil de, daha çok herşeyin yerli yerinde olduğu bir yüz gibi onunkisi, gözleri olmasa sıradan bile olabilir) çok dikkat çektiğinden belki. İlk Bir Zamanlar Amerika’da ünlenmişti, 14’ünde. Sonra David Bowie’yle (muppet’ların yaratıcısı) Jim Henson’ın Labirent’i var. Dark City, Requiem for a Dream (böö), A Beatiful Mind, Hulk, Little Children, Blood Diamond diye gidiyor. O kadar da fazla film çevirmemiş ama doğru seçimler yapmış. 10 yıl önceki gördüğü önemli filmleri şimdi azalmış tabi -klasik Holivut döngüsü içinde yaş etkisiyle.

Toparlayalım, sakin ama ağır (yavaş değil, yağlı) bir dramdan gocunmayacaklara bu film.

[Kadının güzelliği ile ilgili dediklerimi çürüten bir resim.]

126, Holivut, ’03. Fragman.

Reklamlar

4 Yanıt to “30 Nisan Pt.”

  1. ekmekcikiz Says:

    Ben Kingsley Hintli değildi, İranlıydı. Kaçmış memleketinden oralara yerleşmiş, tutunmaya çalışmış, öfkeli, mutsuz…
    Çok yağlı bir dram değildi hatırladığım kadarıyla; acıklı, iç burkan, olabilirliği yüksek bir dram gibiydi diye aklımda kalmış.

  2. Simon Templar Says:

    eh yani çavdar hanım, aylardır yoksunuz. çavdar hanım olduğunuzu bile unuttunuz gibi geliyor bana. öyle ben hatalı yazdıkça yazacaksanız ben size paslar atayım bari bundan sonra:)

    sonu hiç içime sinmedi filmin. öncesi gayet iyi bir çatışmaydı, ama belediyeye giderken polisin silahla tehdit etmesine hiç gerek yoktu babayla oğlunu. sonu da öyle kötü bir ölümlü filan olunca fazla yağlı geldi bana, böyle margarin hem de.

  3. ekmekcikiz Says:

    Eh yani Simon! :))
    Nerden çıktı “yok” olduğum? Ben hep buradayım da sesim çıkmıyor. Biz burada asırlık olduk, sitem nedir ki?

    Aslına bakarsan, “sonu içime sinmedi” derken haklısın, o sonu iyi kıvırsalar, unutulmaz bir film olurdu. Bazı fimler böyle kaza kurbanı oluyor, yazık ki!

  4. Simon Templar Says:

    ama napiim, en gözde yorumcunuz birden hiçbir şey dememeye başlayınca artık gözünden düştüğünüzü düşünüyorsunuz, ister istemez. o da evrenin bir döngüsüdür deyip kabulleniyorsunuz, gözünüzdeki yaşları bastırarak.
    ya, evet, aynen böyle oluyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: