Archive for the ‘Aksiyon’ Category

28 Haz. Perş.

Haziran 28, 2012

22:00 – cnbc-e: Kiss Kiss Bang Bang

Bu kanallar çok mu parasız, batmak üzere mi, yoksa pintiliklerini farketmediğimiz için gerek mi duymuyorlar? Bu filmi 2-3 yıl önce izlemiştim, yine cnbc-e’de, o zamandan beri 3. veya 4. oynayışı.

Gayet eğlenceli, hem eğlenceli hem de gizemli bir film. Koşuşturmacalı bir cinayet araştırması, modern -biraz açık- bir kara film. Zamanında Humphrey Bogart’ın bir ucundan diğer ucuna katettiği şehri şimdi Robert Downey Jr. katediyor, ve onun yediği dayaklar gibi fiziksel yaralar alıyor, ama daha fazlası (parmağı kopuyor). Ona Val Kilmer eşlik ediyor (Val Kilmer: Brad Pitt’e parası yetmeyen yapımcıların bulduğu alternatif).

Kiss Kiss Bang Bang, 60’larda Bond filmleri için kullanılan bir ifade imiş. Efsanevi sinema eleştirmeni Pauline Kael’in bir kitabının da ismiymiş.

Robert Downey Jr.’ı sevmiyorsanız bu filmde seversiniz. Filmdeki kızla da iyi anlaşmışlar.


Bu her zaman büyük bir dilemma olmuştur. O örümceği almalı mısınız, almamalı mısınız?

103′, Holivut, ’05. Fragman.

2 Ekim Cmt.

Ekim 2, 2010

21:15 – tv8: Infernal Affairs

Evet, daha çok yakınlarda cnbc-e’de oynayan, Departed’ın herbişeyini yürüttüğü Infernal Affairs. İlginç ki bu sefer de bu kanalda. Dublajdır burada ve (Departed’da J.Nicholson’ın oynadığı) Sam karakterini kendi sesinden dinlememek yazık olur. Ama görmediyseniz ve buna yanıyorsanız belki denenebilir.

Önceki tanıtım.

25 Ağustos Çar.

Ağustos 25, 2010

22:00 – cnbc-e: Infernal Affairs III

Herhalde ilk defa bir seri filmin ilkini tanıtıp 2.sini es geçtim. Ama kasti değildi, sadece unuttum. Şimdi 3. filmle beraberiz. Ve 2. filmde oynamayan adamımız Tony Leung is back. İlk filmin diğer başrolündeki ve Çin diyarlarında onun kadar efsane olan Andy Lau da geri dönmüş durumda.

2. film bir Baba çağrışımı yapıyordu serinin gelişimi bakımından. Yıllar öncesine dönüyordu çünkü. 3.nün nasıl gelişeceğini ben de merak ediyorum. Tony Leung 1.sinin sonunda ölüyordu çünkü. Baba benzerliği de orada bitecek sanırım, zaten 3. Baba pek baba (veya Baba) değildi. (1. filmin hem öncesi hem sonrasını anlatıyor diyor bir eleştiride).

Bu arada, Departed’da Jack Nicholson’ın oynadığı Sam karakteri müthiş bir karakter. Onu oynayan adam da Jack’e 10 basiyor.

118′, Kong Hong, ’03. Fragman.

{Bu arada, ilginçtir, aşağıdaki filmde, bir aşağıdaki Billy Elliot’ın başrolündeki oğlan da oynuyormuş -bakınız, Daniel Craig’in hemen sağı. 7-8 yılda hiç değişmemiş. Oysa filmde ne kadar değişmiş gösteriyorlardı balet olduğunda}.

24 Ağustos Salı

Ağustos 24, 2010

21:15 – TV8: Defiance


1941. Kitleler halinde öldürülen Yahudiler Beyaz Rusya ormanlarında gizlenip Almanlarla savaşarak direnmeye çalışır. New York Times eleştirisinde bunun, eğer Yahudiler bu grup gibi direnseydi çok daha fazla sayıda yaşayacaklarını ima ettiğini, bunun da doğru bir yanı olsa da suçluyu gizleyen bir fikir olduğunu belirtiyor.

Bizim bu eğlencelik filmle suçlunun kim olduğunu kaybedeceğimizi sanmıyorum. Gerçek bir hikayeden alınmış ve resimlerden anlayacağınız üzere, Daniel Craig başrolde. Sanırım bizde oynamamış olan biraz uzunca bir film.


Bunu, bu tarz deri ceketleri çok seviyorum demek için yükledim.

137′, Holivuş, ’08. Fragman.

11 Ağustos Çarşamba

Ağustos 9, 2010

22:00 – cnbc-e: Infernal Affairs

Departed çıktıktan sonra öğrenmiştik ki Scorsese abi artık kendi başyapıtlarını yapacağına zati yapılmış baba bir Hong Kong filmini ithal etmiş -ve bence bayağı da içine etmiş-.

Infernal Affairs Çin diyarında son derece başarılı olmuş, hem çok iyi gişe yapmış hem de Hong Kong ve Taiwan’da film ödüllerini toplamış, sonrasında da üçlemeye gitmiş.

2 başrolden birinde Wong-Kar Wai filmlerinden bayıldığımız Tony Leung var. Diğer başrol Andy Lau’nun kariyeri de ondan az değil (bu Hong Kong’ta ne çok film çekiyorlar anacım). En bilindiklerinden birisi House of Flying Daggers. İlginçtir, yönetmen Wai Keung Lau’nun kullandığı isimlerden birisi de Andrew, yani Andrew Lau, ve hatta o yüzden cnbc-e’nin sayfasında da yönetmenin filmin başrolünde olduğunu yazmışlar (ama alakası yok).

Departed vizyona girdikten sonra Washington’daki gözde sinema salonum bu üçlemeyi oynatmıştı da ben TR’ye döneceğimden kaçırmıştım. cnbc-e de bir üçleme olarak veriyor, 3 hafta Çarşambaları.

101′, Kong-Hong, ’02. Fragman.

31 Tem. Cmt.

Temmuz 31, 2010

20:00 – TNT: Chitty Chitty Bang Bang

Bazı filmler vardır, seyretmişseniz başka birisinizdir. Chitty Chitty Bang Bang – Uçan Otomobil de aynen böyle. Bu filmi çocukken ve ailenizle seyretmemişseniz üzgünüm, sizden hayır gelmez.

Uçan Otomobil aslında bir roman. Yazarı da 007 yazarı Ian Fleming. Sinema uyarlaması da zaten aynı yapım şirketi ve ilk -çılgın- Casino Royale’in yönetmeni aracılığıyla. Ortaya çıkansa müthiş bir macera – müzikal. Afişinde dediği gibi, “the most fantamagorical musical entertainment in the history of everything“.

’68, Britiş, 144′. Filmden klasikleşmiş bir sahne (‘musical number’ın  başka bir çevirisi yok sanırım): Me Ole Bamboo.

Bu arada, uçan arabanın mor-yeşil-beyaz renkleri o zamanki (film 1910’larda geçiyor) kadınların oy hakkı kampanyasının renkleriymiş.
Ve aşağıdaki gibi bir dolu türü dolu dolu yaşatan filmleri çok seviyorum.

1 Kasım Pz.

Kasım 1, 2009

22:45 – TV8: Equilibrium

imdb’ye bakmasam bu filmi es geçerdim. Ama zaten bakmamın nedeni de Christian Bale’ın ismini görmemdi. Biraz şüphelenmiştim iyi olabilir diye.

Faşist bir gelecekte her türlü hisler ve sanat yasakken bu kanunu uygulamakla görevli bir ‘kanun uygulayıcı’ his bastırma ilacını almaz ve sonuçta sisteme baş kaldırır. Tanıdık. Bol aksiyon var sanırım.

107, Holivut, ’02. Fragman.

21:15 – TNT: The Green Mile

Pek benim filmim değil. Ama diğer yandan seyretmedim. O yıllarda bolca varolan (hala da var sanki) doğaüstü ve anlamlıymış imajı yaratan filmler pek ilgi çekiyordu. Shyalaman filmleri, Meet Joe Black filan. Bazıları gayet sıkıcı bile olsalar. Bu da sıkıcı bir film gibi geliyor bana -uzaktan. Ama genelde beğenilmiş, hatta imdb’de top 250 içinde (hatta ilk 100 içinde) diye buraya koyuyorum.

188′, Holivut, ’99. Fragman.

18 Ekim Pazar

Ekim 18, 2009

22:50 – TV8: A History of Violence

a history-of-violence-6

Zaten Eastern Promises’le bu film direk birbirlerini çağrıştırıyorlar ve biri oynadıktan hemen sonra diğerini bulmak şaşırtıcı değil (zaten paket halinde alınmışlardır).

Filmi beğenmeyen olmadı zamanında ama benim gördüğüm kadarıyla içinde derin birşeyler bulan ve bulmayanlar arasında bir ayrım oldu. Ben pek bulamayanlardanım. Ya da varsa da belki aramak gerek. Ama onu direk vermiyorsa 5 kez mi seyredeyim bunun için? Ya da zorlayayım mı illa? Yalnız, tam ideal Amerikan ailesi tablosunun bozulması, hikayenin sonundaki rahatsız edicilik göze çarpıyordu tabi. Fatih Özgüven kasabaya Edward Hopper kasabası, küçük kıza da metalik diyordu örneğin.

Neyse, bence çok sağlam ve biraz rahatsız edici bir aksiyon-gerilim. Cronenberg çeşitli vücut uzuvlarını deforme ettiği fantastik filmlerden (Videodrome, Sinek, Naked Lunch, M. Butterfly, Crash, eXistenZ, Spider, çok farklı olsalar da ortak noktaları bu) bu türe kaymış gibi. Oyuncuları çok usta. Viggo Mortensen ve Maria Bello çok iyi. Arkada da Ed Harris ve William Hurt gibi devler var. Özellikle William Hurt döktürüyor bence. Bir de Viggo Mortensen’le Daniel Craig hep birbirlerini çağrıştırıyorlar bana.

96′, Amerikan, ’05. Fragman. Bu arada film bir çizgi roman uyarlaması:

a history of violence

(bu arada yatmaya yakın bu blog aklıma gelip yaklaşık bir saat veriyorum da buna değiyor mu? hiç emin değilim. hele böyle hastaca günlerde. the saint’i kendim için yazıyorum. burayı tabi ki başkaları için.)

9 Ekim Cuma

Ekim 9, 2009

21:15 – TNT: The Spy Who Loved Me

the-spy-who-loved-me

Roger Moore’lu en iyi Bond’lardan. Önceki filmin (Altın Tabancalı Adam) başarısızlığı üzerine serinin başarılı örneklerinin öğeleri kullanılmış. Daha fazla aksiyon, daha az mizah. Kayak kovalamaca sahnesi, Mısı Piramitleri, trende romantizm hazırlığı içine düşen kötü adamın üstün güçlü yardımcısı ve bir Rus subayı olan bir içim su. Sanki (yarısı İstanbul’da geçen) From Russia with Love’ı anlatıyorum.

Bir içim su’yu canlandıran (ya da bizzat o olan) Barbara Bach, sonradan ve halen Ringo Starr’ın karısı oluyor. Bir sahnede Bond’un ölen karısının (On Her Majesty’s Secret Service’te) da bahsi geçiyormuş. Sırf onun için tekrar izleyebilirim. Çölden kurtulma ve sonraki gemi sahneleri de gayet hoştu.

125′, Britiş, ’77. Fragman.

back to the

22:00 – cnbc-e: Back to the Future

Tüm zamanların en kült filmler listesine kolayca girer. Birçok kereler hiç sıkılmadan izleyebilirsiniz Marty’yi. Ki o uzaktan hayran olunan Amerika’nın simgesi gibidir. Güzel bir kız arkadaşı vardır, okulda popülerdir, özgürdür, heyecan ve macera doludur…

Michael J. Fox ki bayağı bir süre idolümdü, o sıralarda Family Ties’ı yapmakta olduğundan bu filmde geceleri ve haftasonları oynamış. Family Ties bizde de Hanımlar Sizin İçin’de oynardı o sıralarda, oysa daha çok bir gençlik dizisiydi. (Hasta olup evde kaldıkça izlerdim, sevinçle).

Filmdeki saat kulesi, kulenin çanı ve Marty’nin saate tutunma sahneleri birkaç klasik filmle bağlantılı. Kule, Gregory Peck’in To Kill a Mockingbird’ünde kullanılan saat kulesi (stüdyo çekimi ama demek saklamışlar kuleyi), çan bir başka klasik film The Time Machine’deki çan. Ve Profesör’ün saate asılı kalmasını da Harold Lloyd’un akrep ve yelkovanla boğuştuğu sessiz filmden hatırlarsınız. Hollywood birçok kötülüğü barındırsa da bir yandan da vefalı (ya da bir döneme dek öyleydi).

117′, Holivut, ’85. Filmin şarkılarından The Power of Love (Huey Lewis & The News) eşliğinde filmden bir klip.

Size bir de zaman makinası diye birşey gerçekten olabilir mi başlıklı, çocuklar için yapılmış bir site.

5 Ekim Pt.

Ekim 5, 2009

21:15 – TNT: Eastern Promises

Bu rehber oluşturalı beri oynayan en önemli filmlerden biri. Bir Cronenberg filmi (hani, bir kanal da çıkıp Cronenberg retrospektifi yapsa keşke) ve üstelik en yenisi.

Yakın dönemde Cronenberg gibi ilginç, garip, farklı, hatta ucube projelere girişip hepsinden de elinin akıyla çıkan başka kim var (Lynch abisi). İkisi de kendilerine ait bir mantığın peşinden gidiyorlar, Lynch daha derin yerlere çıkan, Cronenberg daha fantastik, biraz daha popüler.

Cronenberg’in son dönemi, A History of Violence ve bu, sanırım birbirine benzemekle beraber önceki filmlerinden biraz ayrılıyor. Daha düz ve sert hikayeleri iyi bir şekilde anlatmak. Bazılarına göre o hikayelerin çıktığı, bağlandığı anlamlar var, bazılarına göre yok. Ama sonuçta ikisi de birer Cronenberg filmi özelliği taşıyor. En azından hiç çekinmeyen sertlikleriyle.

Naomi Watts, Viggo Mortensen, Vincent Cassel gibi son dönemin en sert oyuncularına sahip. Bir de bir dönem her iyi Avrupa filminden çıkan Armin Mueller-Stahl.
100′, İngiliz-Kanada-ABD-’07. Fragman.

eastern-promises

22:00 – cnbc-e: The Assassination of Richard Nixon

Cnbc-e bir süredir eskilerle idare ediyordu. Anladığım kadarıyla ntv grubu maliyet kısma döneminde. Neyse, Richard Nixon’a Suikast, türünün yakın tarihli iyi bir örneği (politikacıları öldürmeye pek meraklı holivut).

Yönetmeninin tek filmi ama Sean Penn, Naomi Watts (yine!) ve Don Cheadle gibi ustaları yönetmiş. ’74’te yalanlarını dinlemekten bıktığı başkanı öldürtmeye karar veren bir politikacı çevresinde dönüyor film.

95′, holivut, ’04. Fragman.