Archive for the ‘Fantastik’ Category

25 Mayıs Cuma

Mayıs 25, 2012

22:00 – cnbc-e: MirrorMask

Tam şu anda çok canınız sıkılıyorsa ve yapacak birşey arıyorsanız ilginç bir fikir. Aynı zamanda riskli bir tercih de olabilir, çünkü seyircilerin sevdiği, eleştirmenlerin hiç beğenmediği bir film bu. İlginç tarafı, ünlü çizgi romancı Neil Gaiman tarafından yazılmış olması. Görüntüleri The Fall’u hatırlattı bana, öyle bir grotesk ve fantastik hali var. Zaten imdb’de de ‘bu filmi beğenenler şunu da beğendi kısmında (bence çok gereksiz bu kısmı ön plana çıkarmışlar imdb’de) The Fall geliyor başta. Bakalım, izleyip göreceğiz.

Küçük-genç kız pek güzel (filmde çocuk-genç arası ama aslında o sırada 21 yaşındaymış). Ayrıca, Rob Brydon (Steve Coogan’la beraber hoş komediler yapan bir aktör) ve sevgili Stephen Fry da rol alıyor.

101′, Britiş, ’05. Fragman.

Reklamlar

6 Nisan Cuma

Nisan 6, 2012

20:00 – star: Harry Potter ve Felsefe Taşı (& the Sorcerer’s Stone)

Nasıl yani, ben Harry Potter öneremez miyim? Yo, bence gayet hoş filmler Patır’lar, çok eğlenceli. Karşıt olarak sadece belki, önce kitapların okunması önerilebilir (bir de tabi, star-bir sürü reklam ve Türkçe).

İlk film, Patır ve grubu daha minnacık (10 yıl sonraki hallerine göre) ve son derece sevimli. Amcasının evinde can sıkıcı bir hayat yaşayan Patır’a Hogwarts’tan (School of Withcraft & Wizardry) kabul mektubu gelir. Ondan sonra yaşadığı coşku anlatılamaz. Ki benzer bir sahneyi yaşamış biri olarak (gitmediğim biri İngiliz okulundan) o sahne içime dokunmuştur.

Sonrası okula giriş, yeni bir alemin kapılarının açılışı. Girdiğin o alemin senin hayatın oluşu, orayla bütünleşmek, orada varolmak… Yandaşların ve karşıtların, ve özel biri oluşun… Kendime çok benzettiğim tarafları var Patır’ın.


-ol sahne-

Yan roller, İngiliz sinemasının dev isimlerinin geçidi gibi: Richard Harris (Dumbledore), Maggie Smith, Richard Griffiths, John Hurt, Julie Walters, (Python’cu) John Cleese, Alan Rickman, Emma Watson (pardon:). (Her duyduğumda Emma Thompson’la karıştırıyorum hala bu kızı).

152′, Amerikan-İngiliz, 2001. Fragman.

5 Nisan Perş.

Nisan 5, 2012

22:00 – cnbc-e: Sleeper

Woody Allen’s Sleeper da olabilirmiş ismi. Annie Hall öncesi dönemin hoş, naif ve uçuk filmlerinden (yani bir Woody Allen filminin tam da olması gerektiği gibi).

Bir sağlık ürünleri dükkanında çalışan, aynı zamanda klarinet çalan (kendisi gibi) Miles Monroe’nun çok sıradan bir operasyon sırasında kalbi durur. Ablası dondurulmasını ister. 200 yıl sonra baskıcı bir yönetim sırasında uyanır. Ve o yıllardaki klasik partneri Diane Keaton’la karşılaşır. Keaton ondan nefret etse de bir türlü ayrılamaz.

Sleeper için en entellektüel distopya, bilim kurgularla alay eden bir taşlama gibi yorumlar var. Birçok ilginç, ama belki de o kadar ciddi bakılmaması gereken bir film.

Filmde kullanılan ev gerçekten çarpıcı ve filmden 10 yıl kadar önce inşa edilmiş, gerçek bir ev. Filmden sonra ismi Sleeper House olmuş.

89′, Holivut, ’73. Fragman.

27 Eylül Pt.

Eylül 27, 2010

23:00 – cnbc-e: Tideland

Alışkanlıkların yerleşmesi kolay olmaz. cnbc-e’nin Pt.leri 22’yi bozma kararı iyi değil bence. Neyse.

Bir Terry Gilliam filmi, tam anlamıyla yolunda gitmemiş olsa da bir Terry Gilliam filmidir. Ve bu alemin (en azından büyük paralı filmler aleminin), Tim Burton dahil, en uçuk kaçık kişisidir kendisi. ’75’ten beri film çekiyormuş ama çektiği film sayısı sadece 10. Ama aralarında Brazil, Fisher King, 12 Monkeys, Fear&Loathing in L.Vegas var. Tideland de sondan bir önceki, ve muhtemelen bu filme para bulmak için çektiği gayet kötü Grimm Kardeşler’den sonraki.

Bu filmde rüya alemine giriyor Gilliam. Pardon, hangi filmde girmiyor ki? Hep rüyalar, hangi alemde olduığunun belli olmaması -ve gözde imgesi, uçuk bir bilim adamının yaptığı garip bir uçan gemi-.

Evet, muhteşem bir macera diyemem, ama değişik bir gezi vadedebilirim (gugıl’da arayınca “vaat edebilirim” için 40.900, “vaad edebilirim” için 397.000 sonuç geliyor, doğru olan “vadedebilirim” için ise 179. Neymiş, çoğunluğa inanmayacakmışsın).

120′, Kanada-Britanya, ’05. Fragman.


(Yine Jeff Bridges ve yine uzun, dağınık ve kirli saçları. Bu adamı o kadar çok gördüm ki bir süredir, inandırıcılığını yitirdi sanki benim için. Şimdi böyle geliyor, ama sonra ekranda görünce kaptırıp gidiyorsun. Eski tarzda iyi bir oyuncu. Nick Nolte’un bir sonraki kuşaktaki takipçisi.)

31 Tem. Cmt.

Temmuz 31, 2010

20:00 – TNT: Chitty Chitty Bang Bang

Bazı filmler vardır, seyretmişseniz başka birisinizdir. Chitty Chitty Bang Bang – Uçan Otomobil de aynen böyle. Bu filmi çocukken ve ailenizle seyretmemişseniz üzgünüm, sizden hayır gelmez.

Uçan Otomobil aslında bir roman. Yazarı da 007 yazarı Ian Fleming. Sinema uyarlaması da zaten aynı yapım şirketi ve ilk -çılgın- Casino Royale’in yönetmeni aracılığıyla. Ortaya çıkansa müthiş bir macera – müzikal. Afişinde dediği gibi, “the most fantamagorical musical entertainment in the history of everything“.

’68, Britiş, 144′. Filmden klasikleşmiş bir sahne (‘musical number’ın  başka bir çevirisi yok sanırım): Me Ole Bamboo.

Bu arada, uçan arabanın mor-yeşil-beyaz renkleri o zamanki (film 1910’larda geçiyor) kadınların oy hakkı kampanyasının renkleriymiş.
Ve aşağıdaki gibi bir dolu türü dolu dolu yaşatan filmleri çok seviyorum.

1 Kasım Pz.

Kasım 1, 2009

22:45 – TV8: Equilibrium

imdb’ye bakmasam bu filmi es geçerdim. Ama zaten bakmamın nedeni de Christian Bale’ın ismini görmemdi. Biraz şüphelenmiştim iyi olabilir diye.

Faşist bir gelecekte her türlü hisler ve sanat yasakken bu kanunu uygulamakla görevli bir ‘kanun uygulayıcı’ his bastırma ilacını almaz ve sonuçta sisteme baş kaldırır. Tanıdık. Bol aksiyon var sanırım.

107, Holivut, ’02. Fragman.

21:15 – TNT: The Green Mile

Pek benim filmim değil. Ama diğer yandan seyretmedim. O yıllarda bolca varolan (hala da var sanki) doğaüstü ve anlamlıymış imajı yaratan filmler pek ilgi çekiyordu. Shyalaman filmleri, Meet Joe Black filan. Bazıları gayet sıkıcı bile olsalar. Bu da sıkıcı bir film gibi geliyor bana -uzaktan. Ama genelde beğenilmiş, hatta imdb’de top 250 içinde (hatta ilk 100 içinde) diye buraya koyuyorum.

188′, Holivut, ’99. Fragman.

19 Ekim Pt.

Ekim 19, 2009

22:00 – cnbc-e: El Laberinto del Fauno (Pan’ın şeysi)

Vizyona giren filmlere gidip de seyretmemişlere, hatta duymamışlara yazdığım tek tük filmlerden biri bu. 2.5 yıl olmuş. Kendi huzurunu kendin yaratırsın başlıklı yazı.

Seyrettiğimde iyi hissetmiştim gerçekten. Ama sonra ismi etrafındaki yüceltme merakı itici geldi bana. Bunun içinde şiddet ve fantastiğe olan bir ergen merakı da var sanki biraz. Özellikle ilham perisi Arı Kovanının Ruhu varken.

119′, İspanyol-Meksikan-Amerikan, ’06. Fragman. Bu da filmin resmi sitesi. (En fazla kategoriye giren filmlerden biri oldu bu).

9 Ekim Cuma

Ekim 9, 2009

21:15 – TNT: The Spy Who Loved Me

the-spy-who-loved-me

Roger Moore’lu en iyi Bond’lardan. Önceki filmin (Altın Tabancalı Adam) başarısızlığı üzerine serinin başarılı örneklerinin öğeleri kullanılmış. Daha fazla aksiyon, daha az mizah. Kayak kovalamaca sahnesi, Mısı Piramitleri, trende romantizm hazırlığı içine düşen kötü adamın üstün güçlü yardımcısı ve bir Rus subayı olan bir içim su. Sanki (yarısı İstanbul’da geçen) From Russia with Love’ı anlatıyorum.

Bir içim su’yu canlandıran (ya da bizzat o olan) Barbara Bach, sonradan ve halen Ringo Starr’ın karısı oluyor. Bir sahnede Bond’un ölen karısının (On Her Majesty’s Secret Service’te) da bahsi geçiyormuş. Sırf onun için tekrar izleyebilirim. Çölden kurtulma ve sonraki gemi sahneleri de gayet hoştu.

125′, Britiş, ’77. Fragman.

back to the

22:00 – cnbc-e: Back to the Future

Tüm zamanların en kült filmler listesine kolayca girer. Birçok kereler hiç sıkılmadan izleyebilirsiniz Marty’yi. Ki o uzaktan hayran olunan Amerika’nın simgesi gibidir. Güzel bir kız arkadaşı vardır, okulda popülerdir, özgürdür, heyecan ve macera doludur…

Michael J. Fox ki bayağı bir süre idolümdü, o sıralarda Family Ties’ı yapmakta olduğundan bu filmde geceleri ve haftasonları oynamış. Family Ties bizde de Hanımlar Sizin İçin’de oynardı o sıralarda, oysa daha çok bir gençlik dizisiydi. (Hasta olup evde kaldıkça izlerdim, sevinçle).

Filmdeki saat kulesi, kulenin çanı ve Marty’nin saate tutunma sahneleri birkaç klasik filmle bağlantılı. Kule, Gregory Peck’in To Kill a Mockingbird’ünde kullanılan saat kulesi (stüdyo çekimi ama demek saklamışlar kuleyi), çan bir başka klasik film The Time Machine’deki çan. Ve Profesör’ün saate asılı kalmasını da Harold Lloyd’un akrep ve yelkovanla boğuştuğu sessiz filmden hatırlarsınız. Hollywood birçok kötülüğü barındırsa da bir yandan da vefalı (ya da bir döneme dek öyleydi).

117′, Holivut, ’85. Filmin şarkılarından The Power of Love (Huey Lewis & The News) eşliğinde filmden bir klip.

Size bir de zaman makinası diye birşey gerçekten olabilir mi başlıklı, çocuklar için yapılmış bir site.

6 Ekim Salı

Ekim 6, 2009

22:00 – cnbc-e: Always

Spielberg’in (3. Türden İlişkiler’den sonra) en sevilir filmi. Bir aşk filmi. Always’in vizyona girmesinden bir iki ay önce de bir diğer filmi Güneş İmparatorluğu oynamıştı (2 yıl geç), öyle bir ‘insancıl Spielberg’ dönemi olmuştu. (Bu arada Spielberg ne adamdır, şu an yapım-proje aşamasında 15 filmi görünüyor).

Yine birkaç ay sonra vizyona girecek Ghost’la benzer temada, buram buram bir aşk filmi. Hatta (o daha çok beğenildi ise de), ben bunu tercih ederim. Oyuncularından ötürü. Çok sevgili Holly Hunter (bu filmle keşfettim sanırım kendisini), Richard Dreyfuss, ve yaşlılık güzelliğini taşıyan Audrey Hepburn.

122′, Holivut, ’89. Fragman.

1 Ekim Perş.

Ekim 1, 2009

00:00 – TNT: Eyes Wide Shut

Cuma 00:00 hangi gündür? O dakika hangi günün sınırlarına girer diye sormuyorum (ki o da ayrı bir konu), bir tv programı için Cuma 00:00 yazınca siz hangi gün olduğunu anlarsınız? Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gece mi, Cuma’yı Cumartesi’ye bağlayan gece mi? Tam geceyarısı olması gerekmez, 00:30 da dese aynı durum.

Bu konuyla ilgili sorun, bir tanesinin doğru olması gerektiği değil de üzerinde uzlaştığımız bir anlayışın olmaması. Çünkü bu sorunun cevabı bizde herkese veya televizyonda hangi kanalda olduğuna göre değişir. Programlarına baktığım birçok kanal farklı bir cevap veriyor buna -ki bunun üzerinde düşünülmemiş birşey olduğuna eminim.

Neyse, bu film GS’nin maçından sonra oynadığına göre Perşembe gecesi (o saat dilimine Cuma desek bile Cuma gecesi denemez. Daha sabah olmadığından Cuma sabahı da denemez, o yüzden Perşembe gecesi demek ve günleri -gündelik kullanımda- güneşin bir doğuşundan bir sonraki doğuşuna dek tanımlamak daha mantıklı bence).

Kübrik’in beni fena hayal kırıklığına uğratan filmi. Sinemaya gittiğimiz veya Kübrik kimdir bildiğimiz ömür parçamızda ilk defa bir filmi vizyona girince heyecanlanmıştık tabi. Ama ben fazla bayağı bulmuştum açıkçası. Yani, “içgüdülerimizi dinlersek cinsellik çok yıkıcı şeylere yolaçar” demek için çekmiş gibi gelmişti bu filmi. Tüm film de bu cümleye çıkıyordu sanki ki bu bir yapım için hiç de olumlu bir durum değil. Birçok eleştirmenin beğendiğini biliyorum. Ama bana biraz da isminden etkilenmişler gibi geliyor. (En azından imdb beni desteklemiş, diğer Kübrik filmlerinden çok daha düşük ortalaması).

Ama diğer yandan, bu benim kişisel fikrimdir. Ki bunun özel nedenleri de vardı. Ayrıca Cruise’un gitmek için pek uğraştığı (filmin yarısı boyunca) o balo sahneleri etkileyiciydi -hatta okuduysanız Bozkırkurdu’ndaki müthiş parti sahnelerini anımsattı bana.

159′, İngiliz-Amerikan, ’99. Bir psikolog ve film analistinin filmle ilgili görüntülü analizi.