Archive for the ‘Gerilim’ Category

1 Kasım Pz.

Kasım 1, 2009

22:45 – TV8: Equilibrium

imdb’ye bakmasam bu filmi es geçerdim. Ama zaten bakmamın nedeni de Christian Bale’ın ismini görmemdi. Biraz şüphelenmiştim iyi olabilir diye.

Faşist bir gelecekte her türlü hisler ve sanat yasakken bu kanunu uygulamakla görevli bir ‘kanun uygulayıcı’ his bastırma ilacını almaz ve sonuçta sisteme baş kaldırır. Tanıdık. Bol aksiyon var sanırım.

107, Holivut, ’02. Fragman.

21:15 – TNT: The Green Mile

Pek benim filmim değil. Ama diğer yandan seyretmedim. O yıllarda bolca varolan (hala da var sanki) doğaüstü ve anlamlıymış imajı yaratan filmler pek ilgi çekiyordu. Shyalaman filmleri, Meet Joe Black filan. Bazıları gayet sıkıcı bile olsalar. Bu da sıkıcı bir film gibi geliyor bana -uzaktan. Ama genelde beğenilmiş, hatta imdb’de top 250 içinde (hatta ilk 100 içinde) diye buraya koyuyorum.

188′, Holivut, ’99. Fragman.

19 Ekim Pt.

Ekim 19, 2009

22:00 – cnbc-e: El Laberinto del Fauno (Pan’ın şeysi)

Vizyona giren filmlere gidip de seyretmemişlere, hatta duymamışlara yazdığım tek tük filmlerden biri bu. 2.5 yıl olmuş. Kendi huzurunu kendin yaratırsın başlıklı yazı.

Seyrettiğimde iyi hissetmiştim gerçekten. Ama sonra ismi etrafındaki yüceltme merakı itici geldi bana. Bunun içinde şiddet ve fantastiğe olan bir ergen merakı da var sanki biraz. Özellikle ilham perisi Arı Kovanının Ruhu varken.

119′, İspanyol-Meksikan-Amerikan, ’06. Fragman. Bu da filmin resmi sitesi. (En fazla kategoriye giren filmlerden biri oldu bu).

18 Ekim Pazar

Ekim 18, 2009

22:50 – TV8: A History of Violence

a history-of-violence-6

Zaten Eastern Promises’le bu film direk birbirlerini çağrıştırıyorlar ve biri oynadıktan hemen sonra diğerini bulmak şaşırtıcı değil (zaten paket halinde alınmışlardır).

Filmi beğenmeyen olmadı zamanında ama benim gördüğüm kadarıyla içinde derin birşeyler bulan ve bulmayanlar arasında bir ayrım oldu. Ben pek bulamayanlardanım. Ya da varsa da belki aramak gerek. Ama onu direk vermiyorsa 5 kez mi seyredeyim bunun için? Ya da zorlayayım mı illa? Yalnız, tam ideal Amerikan ailesi tablosunun bozulması, hikayenin sonundaki rahatsız edicilik göze çarpıyordu tabi. Fatih Özgüven kasabaya Edward Hopper kasabası, küçük kıza da metalik diyordu örneğin.

Neyse, bence çok sağlam ve biraz rahatsız edici bir aksiyon-gerilim. Cronenberg çeşitli vücut uzuvlarını deforme ettiği fantastik filmlerden (Videodrome, Sinek, Naked Lunch, M. Butterfly, Crash, eXistenZ, Spider, çok farklı olsalar da ortak noktaları bu) bu türe kaymış gibi. Oyuncuları çok usta. Viggo Mortensen ve Maria Bello çok iyi. Arkada da Ed Harris ve William Hurt gibi devler var. Özellikle William Hurt döktürüyor bence. Bir de Viggo Mortensen’le Daniel Craig hep birbirlerini çağrıştırıyorlar bana.

96′, Amerikan, ’05. Fragman. Bu arada film bir çizgi roman uyarlaması:

a history of violence

(bu arada yatmaya yakın bu blog aklıma gelip yaklaşık bir saat veriyorum da buna değiyor mu? hiç emin değilim. hele böyle hastaca günlerde. the saint’i kendim için yazıyorum. burayı tabi ki başkaları için.)

8 Ekim Perşembe

Ekim 8, 2009

22:00 – cnbc-e: The Talented Mr. Ripley

talented_mr_ripley_1

Patricia Highsmith, kara seri, Mr. Ripley karakteri, Anthony Minghella, Jude Law, Matt Damon, Gwyneth Paltrow, Cate Blanchett, Philip Seymour Hoffman. Yani çaktırmadan bir all-star cast. Yan rollerden birinde Coupling’den Jack Davenport da var (ondan olmazsa Jack Sparrow’un belalısı olarak bilirsiniz -Pirates’tan).

Abimle kötü çeken küçük bir televizyonda merakla izlemiştik 3 yıl kadar önce. Çok başarılı bir hikayenin başarılı bir uyarlaması. Ve tüm şirinliğiyle görkemli bir İtalyan sahil kasabası.

Filmin tam adını siz de duymamışsınızdır herhalde: The Mysterious Yearning Secretive Sad Lonely Troubled Confused Loving Musical Gifted Intelligent Beautiful Tender Sensitive Haunted Passionate Talented Mr. Ripley.

139′, Britiş, ’99. Fragman. Bir de filmde Tu Vuo’ Fa Americano’yu söyledikleri sahne (Jude Law ve Matt Damon’la beraber Fiorello).

talented-19_midi

talented tom-ripley-villians

20 Eylül Pz.

Eylül 20, 2009

20:45 – CINE5: Chicken Run

Günün filmi bence bu süper sevimli stop-motion animasyon. Peter Lord – Nick Park’a, ilk Wallace&Gromit macerasını göreli beri hayranım. Disneylerden de Pixardan da çok daha hoş esprilerle dolu şeker filmler yaratıyorlar. Ne de olsa İngilizler!

84′, İngiliz, ’00 (ben çok daha yeni, 2004 filan derdim). Fragman.

notebook-2

21:20 – TV8: The Notebook

Bu filmi birçok kişinin favori filmleri arasında gördüm. Hayır, çok kaliteli denemez. Ama çok romantik. Hatta bir duygu salsalası var filmde. Ve kesin ki herkesin (hepimizin) romantik eserlere ihtiyacı var. Hele şöyle uzuun yıllar boyunca süren cinsten -ki artık öylesine sapıklık, veya en azından obsesif kompulsif bozukluk olarak bakılıyor-.

Oğul (Nick) Cassevetes’in yönetimi. Her zamanki gibi usta aktristin annesini de kullanmış filmde. Gena Rowlands dışında James Garner ve geçen yüzyılın en önemli oyun yazarlarından Sam Shepard da rol alıyor. Hatta benim için çok ilginç bir tarafı da vardı. Oyun yazarı Sam Shepard’ı araştırdığım bir gün adamın Win Wenders’in bir senaryosunu yazdığını ve oyunculuk da yaptığını öğrenmiştim ki o sırada anladım, The Right Stuff’taki adamın o olduğunu. Bütün bunlar bana çok ilginç gelmişti, adam da bir hayranlık uyandırmıştı ki bir sonraki gün seyrettiğim bu filmde çıkmıştı Sam Shepard.

Başroldeki Ryan Gosling’i de yakın tarihli birkaç filmden biliyoruz: United States of Leland, EwanMcGregor’lı Stay, Half Nelson (ki Oscar’a aday olmuştu) gibi.

123′, Holifut, ’04. Fragman.

the_notebook_020

21:15 – TNT: Harry Potter and the Prisoner of Azkaban

Patığ’ın Hogwarts’taki 3. yılı. Serinin de 3. filmi. Bu gidişle (7 kitap olduğuna göre) orada doktora yapacak Patığ.

Serinin en beğenilen filmlerinden. “Kitaptaki büyüyü yakalamış” demiş bir eleştiri ama bence bu, yeterince sert olmuş demek. İlk iki film gayet yumuşak bir şekilde ilerliyordu, sanırım kitapla aynı hizada. Zaten Rowling kitabın haklarını satarken yönetmenin kim olacağını da şart koşmuş. O da, Home Alone, Mrs.Doubtfire, 9 Months gibi komedilerin yönetmeni Chris Colombus. O iki filmden sonra bıraktırılınca (herhalde Rowling de ikna edilmiştir) beğeniler de artmış.

Bu filmin yönetmeni, öncesinde Great Expectations ve Y Tu Mama Tambien’le beğenilmiş Alfonso Cuaron. Y Tu Mama biraz abartılmış gibi gelmişti bana da Patır’dan sonra yaptığı Children of Men’e bayılmıştım.

Neyse, efendim, daha da fazla büyümemiş halleriyle üç küçük büyücümüz, envai İngiliz usta oyuncu, iyi bir atmosfer, sağlam bir macera. Aslında bakarsanız tam bayramlık (Chitty Chitty Bang Bang kadar olmasa da).

141′, Britiş-Holifut ortak, ’04. Fragman.

7 Eylül Pt.

Eylül 7, 2009

21:15 – TNT: 12 Monkeys

NBC’nin filminin dörtleme haline getirilmiş versiyonu. Çok fantastik, gizem dolu bir hikaye, sonundaysa nispeten basit bir şekilde çözülüyor. İnsanlığın önemli bir kısmını öldüren virüs hakkında bilgi toplaması için geçmişe biraz (ya da bayağı) deli bir mahkum gönderiliyor.

Üzerinden 14 yıl geçtiğine inanması zor, birkaç yıl önceymiş gibi geliyor bana vizyona çıkması. Bruce Willis başarılı. Madelein Stowe ne güzel kadın. Küçük bir rolde günümüzde ismi yakışıklılıkla özdeşleşmiş bir oyuncu da sürpriz yapıyor.

129′, Hollyw., ’95. Fragman.


00:35 – TRT1: Persuasion

Görünce niye 1995 çevrimini oynatmıyorlar ki demiştim. Başrollerindeki kadın ve adamı çok sevimli bulmuştum ben. Anne Elliott’ı oynayan kadında bebeksi bir güzellik olmamasına rağmen çok sıcak bir yüzdü. Kaptan Wentworth’un ise Clive Owen’a çok benzeyen bir cazibesi vardı.

Ama bu yeni televizyon yapımı da diğerine yakın derecede başarılı bulunmuş. Oyuncularının ne kadar oturduğunu ise izleyerek göreceğiz. Ki oyuncular bir Jane Austen uyarlamasının en kritik noktalarındandır bence. Ve ben Jane Austen uyarlamalarına hastayımdır. Ya da belki daha genel olarak geçen yüzyıl (pardon, iki yüzyıl önce) sonu aşk ve toplum filmlerine. Persuasion da sanırım Jane Austen eserlerinin en zenginlerinden değil belki ama en zarif ve en içaçıcılarından.

Neyse, umarım Litvanya’yı yeneriz de keyifle izleriz.

93′, Britiş (ITV), ’07. Fragman niyetine hoş bir karşılaşma sahnesi.

persuasion

(Bu ’95 versiyonundaki benim çiftim).

25 Ağustos Salı

Ağustos 25, 2009

21:20 – cnbc-e: Kurdun Zamanı (Le Temps du Loup)

Ne güzel günü boş geçiyordum. Ama tv8 programında yazan Kurdun Zamanı bir Haneke filmiymiş meğer. Bir Haneke hayranı olduğumu söyleyemeyeceğim. Benim için fazla soğuk filmleri. Takdir ediyorum, ama bayılmıyorum. Kurdun Zamanı yakın dönemli filmleri içinde en az beğenileniymiş. Ama yine de iyi bir yönetmen damgasını vurur. Üstelik Isabelle Huppert var ki onu Sinan Çetin yönetse seyredilir. Bir de dal gibi Beatrice Dalle var (Betty Blue) -gerçi artık dal gibi olmayabilir, bana güvenmeyin-.

113′, Frans, ’03. Fragman.


Günün kötüsü
: Nasıl Çakal’ın Günü’ndeki soğukkanlı, stil sahibi, profesyonel, zeki ve ciddi kiralık katili (Çakal’ı) Bruce Willis oynayamazsa çok şeker Japon filmi Shall We Dansu’daki içine kapanık, özgüvensiz ve işinden başka birşey düşünmeyen işadamını da Richard Gere oynayamaz. Üstelik, iki filmin ortak noktası da R. Gere. Çakal’ın peşindeki planlı ve uzman dedektifi de berbat bir kararla ona oynatmışlar. Ayrıca, ondan o çekingen adam olmayacağı gibi onun hayran kaldığı zarif dans hocasını da Jennifer Lopez mümkün değil oynayamaz. Oynarsa o zaman o alakasız bir film olur, ucuz komediden başka yere çıkmaz.
Önermediğim için saat, kanal filan yok. Sonra yanlışlıkla seyredersiniz filan, bozuşuruz valla.

21 Ağustos Cuma

Ağustos 21, 2009

21:15 – TNT: Goldfinger

Hangi olayların hangi Bond’da geçtiğini hatırlayan varsa aferin derim. Ben hangisini kaç kere izlediğimi kaçırmış durumdayım, böylece hangisi için yeni bir izlemeye yer var, önceden bilmiyorum. Sadece bildiğim, bu en klasiklerinden, ve eskiden birkaç Bond seyretmişseniz kesin bunu da seyretmişsinizdir (hani Bond’un hoşuna gitmeye başlayan sarışını altına bandırıp öldürüyorlardı?). En maço Bondlardan.
Klasik bir Bond günün en önemli filmidir bence.
110′, sapına kadar Britiş, ’64. Fransızca bir Fragman.

goldf


00:20 – TRT2: ABC Africa
Usta Abbas Kiorastami Uganda’ya gider BM Tarım Fonu’nun davetlisi olarak. Ve gördüğü perişanlık üzerine bir belgesel çeker. Ana tema AIDS.

’85, Iran, ’01.Fragman.


22:00 – cnbc-e: Bashing

Irak’ta bir yardım kuruşunda çalışan ve esir alınan Japon bir kız serbest kalıp ülkesine dönünce çok kötü tepkiler alır. Günün sürpriz filmi, ilginç bir hikaye, güzel bir kız.

’82, Jap., ’05. Fragman.


James_Bond_Goldfinger_Pussy_Galore


Peki o sırada mavi pistte neler oluyor?

20:15’ten itibaren – Yüksek Atlama – E.
22:00 – 200 Final – K.
22:20 – 400 Final – E.

14 Ağustos Cuma

Ağustos 14, 2009

21:15 – TNT: From Russia with Love

007 Sulukule’ye desteğe geliyor. Gelmişken sarnıçlarda kayıkla geziyor, boğazda vapura biniyor, eski bir camide bir ajan haklıyor ve iki çingene kızının onun için kavga etmesini seyrediyor. Sonra da onlara, yapmayın canım, ne gerek var diyor.

Arka planda 60’ların İstanbul’unun görüntüleri gayet ilginç. En hoş ve tipik Bondlardan. Seyretmediyseniz, ya da uzun zamandır seyretmediyseniz çok eğlenceli.

115′, İngiliz (yoksa siz Amerikan mı sanıyordunuz?), ’63.
Fragman niyetine şu süper diyaloğun geçtiği sahnenin videosu:
– Şanslı adam, ben İstanbul’a hiç gitmedim.
– İstanbul’a hiç gitmedin mi?
– Hayır.
– Ayışığının dayanılmaz olduğu Boğaz’a hiç gitmedin mi?
– Belki bir gün beni oraya götürmeni sağlayabilirim. Başka herşeyi denedim.
– Sevgili Moneypenny, başka kadınlara asla bakmadığımı bilirsin.

fromrussia


22:00 – cnbc-e: Aruku, Hito (Karda Yürüyen Adam)

cnbc-e Kobayashi’nin filmlerini veriyor ay boyunca. Biraz acı hikayeler genelde. Bu akşamkinde yaşlı bir adam karısını kaybedeli beri oğluyla yaşamaktadır. Günlük belli rutinleri vardır. Karısının ölüm yıldönümünde uzun süredir görmediği diğer oğlunun da gelmesini çok ister.
103′, Japon, 2001.


22:30 – D: Michael Clayton

Gayet ilginç bir anlatımı var filmin. Tam olarak neler döndüğünü anlamıyorsunuz uzun süre. Ama merak uyandırıcı. Bir tür komplonun döndüğü kesin ve sonunda nispeten açığa kavuşuyor. Sevgili Tom Wilkinson süper, George Clooney her zaman olduğu gibi çok iyi, ve bir de Hollyw.’un sonunda keşfettiği buz kadın -ya da androjen nesne-, başlıbaşına bir sanat  öğesi Tilda Swinton var (zaten Oscar da verdiler kendisine).
117′, Hollywood, 2007. Fragman.


23:30 – TRT2: Son Metro (olabilir mi?)

Bir kanalın internet sayfasındaki, teletekstteki ve gazetelere verdiği program aynı olmalı, değil mi? Mantıken tabi. Evvelsi gün TRT’nin internetteki Perşembe programında Son Metro görünüyordu. Şu an hala aynı program var, 13 Ağustos Perşembe, 23:30’da. Ama filme tıklarsanız yanında yazan tarih 14 Ağustos Cuma oldu. Teletekstte de dün Perşembe programında vardı, bugün değiştirip Cuma yaptılar. Yani, seyretmeyi istiyorsanız sanırım bu akşam oynayacak.

Daha yeni başlamışken olmadı tabi bu. Neymiş, bundan sonra birkaç yerden kontrol edilecekmiş, özellikle de TRT için. [Dün görmek isteyip de bulamayanlara da koca bir affola.]

12 Ağustos Çarşamba

Ağustos 12, 2009

21:15 – TNT: Çakalın Günü

Herhalde son 5 yılda televizyonda gördüğüm en iyi 10 filmden biri. Müthiş bir macera, tam bir çekim ustalığı. Katil (Çakal) de komiser de işinin ehli olunca hikaye çok zevkli. Sanırım tüm zamanların en iyi suikast filmi. Yönetmen, ustaların ustası, High Noon’la en stilist kovboy filmlerinden birini çekmiş,  sonrasında From Here to Eternity ve A Man for All Seasons gibi klasikleri yönetmiş Fred Zinnemann.

143′, İngiliz-Fransız, ’73. Fragman.

jackal

.
20:45 – TV8: Emret Patronum

TV8’de durduk yerde bir Lars von Trier filmi. İlginç. Son ve olaylı filmi Altichrist’tan önceki filmi (toplama film Chacun son Cinema’daki kısa filmini saymazsak). Bir absürd komedi. Asıl ismi ‘Herşeyin Patronu’ gibi birşey sanırım (nasıl da uyduruyorlar iyice basitleştirip). Pek bir fikrim yok ama sırf yönetmeni yüzünden izlenebilir tabi. Akşam seyredemezseniz TV8 filmleri gece (01:15’te) ve sonraki öğlen (13:50’de) tekrar ediyor.

99′, birçok Avrupa ülkesi ortak, ’06. Fragman.