Archive for the ‘Komedi’ Category

28 Haz. Perş.

Haziran 28, 2012

22:00 – cnbc-e: Kiss Kiss Bang Bang

Bu kanallar çok mu parasız, batmak üzere mi, yoksa pintiliklerini farketmediğimiz için gerek mi duymuyorlar? Bu filmi 2-3 yıl önce izlemiştim, yine cnbc-e’de, o zamandan beri 3. veya 4. oynayışı.

Gayet eğlenceli, hem eğlenceli hem de gizemli bir film. Koşuşturmacalı bir cinayet araştırması, modern -biraz açık- bir kara film. Zamanında Humphrey Bogart’ın bir ucundan diğer ucuna katettiği şehri şimdi Robert Downey Jr. katediyor, ve onun yediği dayaklar gibi fiziksel yaralar alıyor, ama daha fazlası (parmağı kopuyor). Ona Val Kilmer eşlik ediyor (Val Kilmer: Brad Pitt’e parası yetmeyen yapımcıların bulduğu alternatif).

Kiss Kiss Bang Bang, 60’larda Bond filmleri için kullanılan bir ifade imiş. Efsanevi sinema eleştirmeni Pauline Kael’in bir kitabının da ismiymiş.

Robert Downey Jr.’ı sevmiyorsanız bu filmde seversiniz. Filmdeki kızla da iyi anlaşmışlar.


Bu her zaman büyük bir dilemma olmuştur. O örümceği almalı mısınız, almamalı mısınız?

103′, Holivut, ’05. Fragman.

Reklamlar

26 Nisan Perş.

Nisan 26, 2012

22:00 – cnbc-e: Radyo Günleri

Bazı filmleri baştan özel olarak bilir, öyle damgalarsınız. Sadece özel değil, iyidirler de. O damga hep kalır, sonra da hiç bunu sorgulama gereği bile duymazsınız. imdb’de kaç puan almış, metascore ne demiş, hiç ilgilenmezsiniz.

Radyo Günleri, benim için özel olmasının yanında, sanırım film aleminin içinde de öyle bilinmiş filmlerden. Çok kişisel ve sıcakkanlı bir anlatım, şeker bir hikaye.

Woody Allen’ın ünlü olduğu bir tarz var. Yolu genç güzel bir kızla kesişir ve gönülsüz bir şekilde bir maceraya atılır. ‘Aman tanrım, antidepresanlarım bile yanımda değil.’ ‘Bari terapistimi arayabilseydim, gitmediğim seansların parasını alıyor.’ ‘Adaya geldik, sen güneş kremim yanımda değil diyorsun, bana yanıma alacağım 3 şeyi soran bile olmadı.’

Ya da zaten genç ve güzel bir kadınla evlidir. Ama arkadaş-aile çevresindeki birilerinin evliliği çatırdamaktadır. Onlara ilişki tavsiyeleri verip sıyrılmalarını sağlamaya çalışırken olayların ortasında kalır.

Radyo Günleri hiç öyle değil. (Geçen hafta haber vermeyi unuttuğum ve bu yüzden hala vicdan azabı çektiğim) Zelig gibi ayrı bir anlatım, farklı bir deneyim. Zaten bence Woody Allen’ı Woody Allen yapan da hep aynı filmlerde başarılı olması değil, böyle farklı ama yine hoş şeyler yaratması.

Televizyon öncesi dönem. II. dünya savaşının az öncesi ve savaş sırası. Radyonun yıldızları var, radyo tiyatroları, caz şarkıcıları. Gece kulüpleri, askerlere meraklı genç kızlar, ipek çoraplar, evde onları uyaran otoriter babalar, ve bir çatı altında büyük aileler. Küçük çocukların büyükleri seyrettiği, küçükleri pek kimsenin seyretmediği, gözlerden uzak yaramazlıklara karıştığı günler (oğlan çocukları akşam çıkarken ablalarının, teyzelerinin yanına verilir, göz kulak olsunlar diye, şimdiki gibi oğlanlara göz kulak olunmaz). Herkesin ailesi, herkesin aynı yaşadığı günler.

Çekildiği dönem, W.Allen’ın tam uzun dönem eşlikçisi Diane Keaton’dan Mia Farrow’a atladığı dönem olmalı, çünkü filmde ikisi de oynuyor, Mia Farrow başrolde, diğeri küçük bir rolde. Zaten filmde çok sayıda yan yıldız var, radyo sanatçısı olarak, Mercedes Ruehl, Jeff Daniels, William H. Macy birkaçı. ‘Esas’ oyunculardan biri de Dianne West.

Filmin, İzmir Sineması’ndan yürüttüğüm afişi de yatağımın altındaki rulolardan birinde olmalı.

88′, Holivut, ’87. Fragman.

6 Nisan Cuma

Nisan 6, 2012

20:00 – star: Harry Potter ve Felsefe Taşı (& the Sorcerer’s Stone)

Nasıl yani, ben Harry Potter öneremez miyim? Yo, bence gayet hoş filmler Patır’lar, çok eğlenceli. Karşıt olarak sadece belki, önce kitapların okunması önerilebilir (bir de tabi, star-bir sürü reklam ve Türkçe).

İlk film, Patır ve grubu daha minnacık (10 yıl sonraki hallerine göre) ve son derece sevimli. Amcasının evinde can sıkıcı bir hayat yaşayan Patır’a Hogwarts’tan (School of Withcraft & Wizardry) kabul mektubu gelir. Ondan sonra yaşadığı coşku anlatılamaz. Ki benzer bir sahneyi yaşamış biri olarak (gitmediğim biri İngiliz okulundan) o sahne içime dokunmuştur.

Sonrası okula giriş, yeni bir alemin kapılarının açılışı. Girdiğin o alemin senin hayatın oluşu, orayla bütünleşmek, orada varolmak… Yandaşların ve karşıtların, ve özel biri oluşun… Kendime çok benzettiğim tarafları var Patır’ın.


-ol sahne-

Yan roller, İngiliz sinemasının dev isimlerinin geçidi gibi: Richard Harris (Dumbledore), Maggie Smith, Richard Griffiths, John Hurt, Julie Walters, (Python’cu) John Cleese, Alan Rickman, Emma Watson (pardon:). (Her duyduğumda Emma Thompson’la karıştırıyorum hala bu kızı).

152′, Amerikan-İngiliz, 2001. Fragman.

5 Nisan Perş.

Nisan 5, 2012

22:00 – cnbc-e: Sleeper

Woody Allen’s Sleeper da olabilirmiş ismi. Annie Hall öncesi dönemin hoş, naif ve uçuk filmlerinden (yani bir Woody Allen filminin tam da olması gerektiği gibi).

Bir sağlık ürünleri dükkanında çalışan, aynı zamanda klarinet çalan (kendisi gibi) Miles Monroe’nun çok sıradan bir operasyon sırasında kalbi durur. Ablası dondurulmasını ister. 200 yıl sonra baskıcı bir yönetim sırasında uyanır. Ve o yıllardaki klasik partneri Diane Keaton’la karşılaşır. Keaton ondan nefret etse de bir türlü ayrılamaz.

Sleeper için en entellektüel distopya, bilim kurgularla alay eden bir taşlama gibi yorumlar var. Birçok ilginç, ama belki de o kadar ciddi bakılmaması gereken bir film.

Filmde kullanılan ev gerçekten çarpıcı ve filmden 10 yıl kadar önce inşa edilmiş, gerçek bir ev. Filmden sonra ismi Sleeper House olmuş.

89′, Holivut, ’73. Fragman.

10 Ocak Salı

Ocak 10, 2012

22:00 – cnbc-e: A Shot in the Dark

Pink panther continues. Aslında pembe panter ilk filmde kaçırılması konu olan dev elmasın ismi ve sonraki filmlerde bulunmuyor, ama sonraki filmlere Müfettiş Clouseau ile beraber ismi taşınıyor. Türkçesi’ne Karanlıkta Bir Çığlık demişler, shout değil ki bu, shot (shoot’un past principle’ı).

İlk filmde Clouseau neredeyse bir yan karakterdi, David Niven başroldeydi. Ama gördüğü ilgi üzerine Clouseau devam filmlerine neden olmuş görünüyor. İlk filmde birkaç sahne dışında daha saklı, alttan olan mizah bu filmle beraber iyice önde. Serinin de muhtemelen en komik filmi bu.

Peter Sellers ‘akıllı ama sadece sakar’dan bayağı bir avanağa dönüyor. Müfettiş Dreyfus ve Kato da ekibe katılıyor. Dönemin yıldızlarından Elke Sommer de mevcut.

102’, İngiliz-Amerikan, ’64. Fragman.

3 Ocak Salı

Ocak 3, 2012

22:00 – cnbc-e: PEMPE PANTER

“You only live once, so see Pink Panther twice” diyor filmin reklamı. Aynen. Hatta “4 times, 5 times” diye artırıyorum. Ezbere bilinmesi gereken, sahnelerini referans olarak sohbette kullanacağımız ve bu sırada karşılıklı çok rahat anlaşmamız gereken, anlamayanlara da sen Mars’ta mı büyüdün diye laf etmemiz gereken filmler bunlar. Oysa nerdeeeee…

Peter Sellers başka bir şeydir. Benzeri olmayan, tarif edilemeyen, yeni kelimeler yaratmamızı gerektiren. Peter Sellers’in varolduğu yer, birkaç başka çok hoş film hariç (The Party, Dr. Strangelove) Pembe Panter serisidir. Serinin bu filmi ise, diğerlerinden hafif farklı, daha giriş niteliğinde, komedi kadar bir bilinmezlik ve macera da barındıran bir öykü. Ve Sellers’ın yanında, bir başka büyük usta, David Niven’ın da tüm zarafetiyle filmi zenginleştirdiği kesin. Ayrıca, Robert Wagner ve güzeller güzeli Claudia Cardinale (geçen yıl altın portakal aldı) de mevcut.

Blake Edwards: [On the set of the Pink Panther] Mr. Sellers, welcome to Hollywood.
Peter Sellers: But this is Austria.
Blake Edwards: Hollywood’s a state of mind.

115′, Holivut-MGM, ’63. Fragman.

8 Şubat Salı

Şubat 8, 2011

22:oo – cnbc-e: Lars and the Real Girl

Bazı filmler referans filmlerdir. James Stewart’lı Harvey mesela (yoksa hatırlamıyor musunuz? siz nelerle büyüdünüz?) hayali arkadaş kavramının bir numaralı referansıdır. Lars and the Real Girl de sanırım gittikçe yaygınlaşacak olan plastik sevgili kavramının referans filmi olacak.

Lars sosyal sorunlarını optimal bir şekilde çözer. Benim de çok takdir ettiğim bir çözüm bu. Bu devirde şımarık, kendini beğenmiş, tatminsiz, dengesiz, düzeysiz kızlarla kim uğraşmak ister? Plastik bir kız arkadaş tüm dertlere deva.

The Notebook ve birkaç ilginç bağımsız yapımda (The United States of Leland, Half Nelson) rol alan Ryan Gosling başrolde. Şaşırtıcı bir yüz sıcaklığı (yüz sıcaklığı apayrı bir kavram) olan Emily Mortimer (Dear Frankie, Match Point) ablası rolünde. Yan rollerden birinde de Patricia Clarkson var.

106′, Amerikano, 2007. Fragman.

2 Eyl. Per.

Eylül 2, 2010

21:15 – TV8: El Crimen Ferpecto

Yanlış yazmışlar diye düşünmüştüm ismi görünce. Ferpecto değil, perfecto olacak diye yazacaktım hatta gördüğüm festival yönetimine. Ama mesele de oymuş zaten, yanlış giden mükemmel plan anlamında kelime oyunu.

Çok sevimli ve komik bir suç filmi bu, İspanyol diyarlardan.

Olay YKM benzeri bir department store’da (varsa Türkçesi, söyleyin, ama bizde fazla uygulaması yok ki ismi olsun) geçiyor. Rafael çapkın ve başarılı bir satıcıdır. Mağazanın en iyi satıcısı olup yükselmek için sinsi planlar yapar. Ama sinsi planlar yapan birisi daha vardır. (Bilmem, yeterince çekici bir gizem yarattım mı?)

105′, Espana, ’04. Fragman.

31 Tem. Cmt.

Temmuz 31, 2010

20:00 – TNT: Chitty Chitty Bang Bang

Bazı filmler vardır, seyretmişseniz başka birisinizdir. Chitty Chitty Bang Bang – Uçan Otomobil de aynen böyle. Bu filmi çocukken ve ailenizle seyretmemişseniz üzgünüm, sizden hayır gelmez.

Uçan Otomobil aslında bir roman. Yazarı da 007 yazarı Ian Fleming. Sinema uyarlaması da zaten aynı yapım şirketi ve ilk -çılgın- Casino Royale’in yönetmeni aracılığıyla. Ortaya çıkansa müthiş bir macera – müzikal. Afişinde dediği gibi, “the most fantamagorical musical entertainment in the history of everything“.

’68, Britiş, 144′. Filmden klasikleşmiş bir sahne (‘musical number’ın  başka bir çevirisi yok sanırım): Me Ole Bamboo.

Bu arada, uçan arabanın mor-yeşil-beyaz renkleri o zamanki (film 1910’larda geçiyor) kadınların oy hakkı kampanyasının renkleriymiş.
Ve aşağıdaki gibi bir dolu türü dolu dolu yaşatan filmleri çok seviyorum.

1 Aralık S.

Aralık 1, 2009

22:00 – cnbc-e: Taste of Love (Confessions of a Sexist Pig)

imdb’de en tehlikeli durum: Az ve çok yüksek oy almış bir film. İki olasılık: Çok iyidir, oylar bunu gösterir; gayet vasattır, sadece baştan daha çok yapım ekibi, tanıdıklar filan oy vermiştir. Yine de birkaç ipucu: Daha çok kadınlar beğenmiş (chick movie derler buna) -e, zaten romantik Salı kuşağında oynuyor, Amerikalılar daha çok beğenmiş.

Bir pembe dizi ve oyuncuları arasında gelişen aşk hikayesi. Bir film içinde film durumu da olabilir. Filmin, cnbc-e’nin kullanmadığı ismi de hikayenin özünü veriyor sanki.

91′, Amerikan bağımsız, ’96. Fragmanı yok.


21:15 – TNT: Clockers

Filmografisini bildiğimi sandığım Spike Lee’nin duymadığım bir fimi. Klasik bir suç dünyası filmi. Eroin mafyası, onlara bulaşan gençler ve polisler. Harvey Keitel ve bu tür bağımsıza yakın duran filmlerin kaçınılmaz aktörlerinden (diğeri de Steve Buscemi) John Turturro var.

128′, Holivut, ’95. Fragman.