Archive for the ‘Savaş’ Category

24 Ağustos Salı

Ağustos 24, 2010

21:15 – TV8: Defiance


1941. Kitleler halinde öldürülen Yahudiler Beyaz Rusya ormanlarında gizlenip Almanlarla savaşarak direnmeye çalışır. New York Times eleştirisinde bunun, eğer Yahudiler bu grup gibi direnseydi çok daha fazla sayıda yaşayacaklarını ima ettiğini, bunun da doğru bir yanı olsa da suçluyu gizleyen bir fikir olduğunu belirtiyor.

Bizim bu eğlencelik filmle suçlunun kim olduğunu kaybedeceğimizi sanmıyorum. Gerçek bir hikayeden alınmış ve resimlerden anlayacağınız üzere, Daniel Craig başrolde. Sanırım bizde oynamamış olan biraz uzunca bir film.


Bunu, bu tarz deri ceketleri çok seviyorum demek için yükledim.

137′, Holivuş, ’08. Fragman.

19 Ekim Pt.

Ekim 19, 2009

22:00 – cnbc-e: El Laberinto del Fauno (Pan’ın şeysi)

Vizyona giren filmlere gidip de seyretmemişlere, hatta duymamışlara yazdığım tek tük filmlerden biri bu. 2.5 yıl olmuş. Kendi huzurunu kendin yaratırsın başlıklı yazı.

Seyrettiğimde iyi hissetmiştim gerçekten. Ama sonra ismi etrafındaki yüceltme merakı itici geldi bana. Bunun içinde şiddet ve fantastiğe olan bir ergen merakı da var sanki biraz. Özellikle ilham perisi Arı Kovanının Ruhu varken.

119′, İspanyol-Meksikan-Amerikan, ’06. Fragman. Bu da filmin resmi sitesi. (En fazla kategoriye giren filmlerden biri oldu bu).

2 Ekim Cuma

Ekim 2, 2009

21:15 – TNT: The Man with the Golden Gun

En tipik Bond filmlerinden, düzey olarak da en ortalamalarından. En tanıdık malzemeler: Çok kötü bir adam, onun garip bir vücudu ve değişik öldürme becerileri olan sadık yardımcısı, art niyetli güzel sevgilisi, kötü adamdan zarar gören masum güzel kız ve sevgili MI6 ajanımız. Mekan bolca egzotik Asya. En başarılı kötülerden Scaramanga’nın dillere destan bir adası var. Bond’la aralarındaki aynalı sahne de bir klasik.

The-Man-With-A-Golden-Gun-04

Yaklaşık 100 yıldır film çeviren Christopher Lee’nin kariyerindeki birçok ilginç rolden biri. Bu adam neler çevirmedi ki: Onlarca kez Drakula, birçok kez Sherlock, korkunç Fu Manchu filmleri dizisinin Fu Manchu’su, 3 ve 4 Silahşörlerde Rochefort, ki filmografisine bakınca burada henüz son 100 filme gelmiş olmuyorsun -ki 100 film çekmiş adama vay be diyorum, bu adamın çevirdiği film sayısı 266. Yakın dönemde neredeyse tüm büyük ölçekli seriler: Star Wars, Lord of the Rings, Kingdom Hears, Golden Compass… Etkileyici ve gizemli kötü adam denince akla Christopher Lee geliyor demek ki. Bunda bu filmin rolü büyük.

Bu filmdeki sevilecek masum güzel rolünde ise Britt Ekland var. 60’ların hızlı sarışını -Peter Sellers’ın da bir dönem karısı.

125′, Britiş, ’74. Fragman.

the man-with-the-golden-gun
(Dönemin 70’ler olması bile bu takımı mazur gösteremez).

Swatch_SUYB119_face

Bu da Swatch’ın geçen yıl çıkardığı 007 haydutları serisinden Scaramanga.


20:45 – CINE 5: Enemy at the Gates

Jean Jacques Annaud (Gülün Adı, Ayı, Tibet’te 7 Yıl)’nun duymadığım bir filmi. Bize gelmemiş de olabilir. Oysa zamanında Avrupa’da yapılmış en pahalı film deniyormuş. Bol yıldızlı bir savaş filmi. Hatta bütçenin önemli bir bölümü yıldızlara gitmiş gibi geliyor insana (Jude Law, Rachel Weizs, Ed Harris, Joseph Fiennes, Bob Hoskins). Yöneten Annaud olunca dram yönü bol olur herhalde.

131′, Karışık-bol milletli, ’01. Fragman.

28 Eylül Pt.

Eylül 28, 2009

22:00 – cnbc-e: The English Patient

english patient-2

Tüm zamanların en üzerinde uzlaşılmamış filmlerinden. Açıkçası önemli bir eleştirmen kesim duygusal sömürü barındırdığından yana, bense bu sefer onlarla aynı görüşte değilim. Kristin Scott-Thomas’ın mağarada mumları (kibritleri?, çakmağının gazı?) tükenene dek beklediği sahne, sonra Willem Defoe’nun sıradaki bir dolu insan arasından bulunduğu sahne, aslında Ralph Fiennes-Kristin Scott-Thomas arasındaki gerilimi içeren birçok sahne pek güzeldi. Ama tabi Juliette Binoche karakteri pek oturmamıştı bence de ve onun yaşadığı aşk nasıl da hop oluvermişti. Bir de oscar vermişti holivut kendisine. e, tabi ilk defa görüyorlardı onu.

Yine de takdire şayan epik bir seyirlik. Kabul edelim ki büyük, uzun ve gösterişli bir filmin küçük, hayattan basit bir hikayeye göre işi çok daha zor.

162′, Amerikan-İnciliz ortak, ’96. Filmin bir hayranının yaptığı fragman. (en iyi film dahil, 9 oscarlı).

english patient blu-ray4

21:15 – TNT: Mystic River

Bu da biraz fazla abartılmış bir film bence. Gönül rahatlığıyla diyebilirim ki: Her Clint Eastwood filmi gibi. Adam, duygusal yönü sağlam filmler çektiğinden midir nedir, hep böyle oluyor. Bir de  bu sefer çok iyi üç oyuncuyla çalıştığından: Sean Penn, Tim Robbins ve Kevin Bacon. Bu Kevin Bacon da benim çocukluğumdan beri gözönünde bu arada. Footlose’u vardı o zamanlar, sonra o da bizimle büyüdü.

Neyse, biraz ağır (acıklı) bir hikaye. Çokça oyunculuk üzerine kurulu.

137′, Holivut, ’03. Fragman. (en iyi erkek oyuncu ve yard. erkek oyuncu oscarları).

english patient blu-ray3-2english patient blu-ray4x

16 Eylül Çarşamba

Eylül 16, 2009

21:20 – tv8: The Fall

the-fall

“The Fall’dan haberdar olan azınlıktan mısınız” diye sormuştu mork, evet dememiştim. Abimlerdeki divx filmleri arasındaydı The Fall, öylece haberim olmuştu. Farklı birşey olduğunu afişinden anlamıştım. Birkaç ay sonra televizyonda bir filme rastladım. Savaş zamanı bir adam bir çocuğa eski dönemlerden bir hikaye anlatıyordu. Arada da anlattığı hikayeye bağlanıyorduk. Gördüğüm sahnelerde benzer bir şey hissettim, aynı tür bir farklılık, stilist hava. İkisinin aynı film olduğunu, yani o sırada oynayan filmin The Fall olduğunu sanırım şimdi anlıyorum. Çünkü bu filmi programda görünce çok şaşırdım -ben çok yeni sanıyordum ve televizyonda rastlamayı da beklemezdim-. Gerçi vizyon tarihi gerçekten de yeniymiş (’06 yapımı ama abd’de geçen yıl oynamış), o yüzden gerçekten de şaşırtıcı. Daha oradaki sinema kanallarına yeni düşmüştür.

Bir yanıyla bir kült klasik, bir görsel şölen, diğer bir yanıyla biraz fazla gösterişçi, iddialı (prententious). Ama diyebilirim ki bir tür sinema büyüsü var filmin. Çünkü alıştığımızdan farklı bir tarzı var. Ve sanırım o büyü aslında sinemanın özünde var ama anlatılar birbirine benzedikçe klişelerin ve sıradanlığın altında kayboluyor. Ortaya çıkarmak içinse taze bir bakış açısı yetebiliyor birçok zaman.

Pushing Daisies’teki ‘hüzünlü bir yüzü var’ dediğim adam oynuyor (Lee Pace). Tanıtımlardaki ‘David Fincher ve Spike Jonze sunar’ lafı ise sadece pazarlama amaçlı. Filmle alakaları yok.

Bazı sahnelerin bayağı grotesk ve gayet çiğ kaldığını da eklemeliyim. Ayrıca, eski bir Bulgar filmi Yo Ho Ho’nun yeniden çevrimiymiş (veya esinlenmiş). Orijinalini gerçekten merak ettim, çünkü daha amatör ve abartılmamış bir çevrim bir başyapıt çıkarabilirdi sanki.

117′, Hint-İngiliz-Amerikan, ’06. Fragman için filmin sitesine girip alttaki trailer’a şeyedin (sitenin açılışındaki resmi görün diye yapıyorum bunu).

the-fall-2

Hakkında “The Fall is a beautiful movie that deserves to be watched on a screen as large as possible” diye bir yorum da var, aklınızda bulundurun. Bir de filmin kategorilerine bakar mısınız: hangi film bu kadar çok ve farklı alanı biraraya getirir?

28 Ağustos Cuma

Ağustos 28, 2009

21:20 – TNT: Thunderball

THUNDERBALL5

Denebilir ki klasik Bondların en kötüsü. En baştaki matem içindeki kadın, sonra kaleden kaçış sahnesinden denizaltındaki kavgalara ve Bahamalar’daki klasik karnaval görüntülerine. Ama bir Bond ne olursa olsun iyi seyirliktir. Üstelik, Claudine Auger. Tüm Bond kızlarının ki Bond kızları kainat güzellik yarışmasını geçer, belki de en güzeli. Sırf onun için bile izlenir. Yalnız, böyle filmlerden çıkan bazı denklemler var -acayip güzel kızın bir hamisi vardır, bir miktar yakınlaşmanıza izin verir, hatta olanak sağlar, ama sonra canınıza okur- ki onları sakın gerçek hayata uyarlamayın.
130′, Brit, ’65. Fragman.

Thunderball-Casino--331415-2
(bir Bond’un içermesi gereken tüm semboller: smokin, kumar masası, çok güzel bir kadın, ve yanındaki kötü adam).


21:15 – TV8: Sonsuzluk ve Bir Gün

Angelopoulos’un 80 dönemi filmlerine (özellikle Leyleğin Geciken Adımı ve Arıcı) hayranım. Ama sonraki filmlerinin temposunun ne kadar televizyonda seyredilebilir olduğunu bilmiyorum. Televizyon ve tempo, kesin sizin ruh halinizle ilgili birşey. Çok durgun veya durulmak istediğiniz bir gün için birebir.
Cannes Altın Palmiye ödüllü.
137′, Yunan, ’98. Fragman.


22:00 – cnbc-e: Yeniden Doğuş (Ai No Yokan)

Bir Kobayashi filmi daha. Cinayete kurban giden bir kızın babasıyla katilin annesi birbirlerine aşık olurlar. Bu da yer yer biraz sıkıcı olabilen bir film sanırım. Kobayashi kendisi de oynuyor ve çok tanıdık bir tipi var adamın.
102′, Japon, ’07. Film hakkında.


22:45 – Kanal D: In the Valley of Elah

Paul Haggis hiç hazzettiğim biri değil. Yazdığı, yönettiği, yapımcılığını yaptığı filmler, özellikle de Crash, Million Dollar Baby, ve türlü Clint E. filmlerinden anladığım, sektörün şifreleri çözmüş olduğu. Bundan farklı bir şey mi bekliyorum? Belki.
Costa Gavras’ın Missing’i (Cannes’da Yol’la Palmiye’yi paylaşmıştı) ile benzer bir hikaye. Hükümet’in yokettiği muhtemel oğlunu arayan bir baba ve bu sırada oluşan uyumsuz bir çift. Orada Sissy Spacek’le Jack Lemmon vardı, burada Charlize Theron’la Tommy Lee Jones. Orada ortam Arjantin cuntasıydı, burada ABD’nin Irak cuntası.
Susan Sarandon da var, ayrıca yakışıklı kontenjanından birçok adam toplamış Haggis.
121′, Holly wood, ’07. Fragman.

thunderball james bond 4426
(Bu sahnede Bond tanışmak tanışmak istediği kızla denizaltında karşılaşır. Şansa bakın ki kızın ayağı da o anda yosuna takılır. Bond kurtarır. Sonra ikisi de ayrı tekneleriyle gidecekken Bond teknesindeki esmere işaret eder, motor çalışmaz, diğer teknedeki kıza beni yakındaki plaja götürür müsün diye seslenir, önemli bir buluşması vardır. Kız tamam ama acele edin der. Bond suya atlar, diğer tekneye yüzer. Peki, oraya yüzerek gittiği için gittikleri yerde üstüne ne giyecektir? O lojistik sorun da geçerken kendi teknesindeki esmerin gömleğini atmasıyla çözülür. Anlatabiliyor muyum nasıl bir fanteziler bütünü olduğunu?)

22 Ağustos Cumartesi

Ağustos 22, 2009

21:15 – TNT: 3 Kral

Klişelerden farklı, beklemediğiniz şekilde gelişen bir aksiyon-macera-savaş filmi. Düşündüm de böyle türünün özelliklerini taşımayan yakın tarihli filmlerin çoğunda George Clooney var. Syriana, Michael Clayton filan.
Körfez savaşının bitiminde 4 asker Iraklıların Kuveyt’ten çalıp sakladıkları altının peşine düşer. Sonra nasıl derler… olaylar gelişir.
Clooney dışında Mark Wahlberg ve Spike Jonze de var, Being John Malkovich, Adaptation ve olay birçok şarkı klibinin yönetmeni -ben oyunculuk yaptığını bilmiyordum onun-.

114′, ABD-Avustralya, ’99. Fragman.

bu bahaneyle:
being

Ayrıca, bugün en heyecanlı yarışlara, yani bayrak yarışlarına geldi sıra:
19:05’ten itibaren – Uzun Atlama Final – E.
19:10 – 4×100 Eleme – K.
19:15’ten itibaren – Sırıkla Yüksek Final – E.
19:55 – 4×400 Eleme – E.
20:35 – 5000 Final – K. (Alemitu Bekele de var)
21:00 – 4×100 Final – K.
21:15 – 4×400 Eleme – K.
21:50 – 4×100 Final – E. (Jamaika’dan bir rekor daha gelir mi?)

Berlin__Olympiastadion1