21 Mart Çar.

Mart 21, 2012

22:00 – cnbc-e: Ironweed

Yönetmen Hecto Babenco’nun ismi aklıma takıldı. Hangi filmindi, ah, tabi ya, çok özel bir filmin yönetmeni, Brezilyalı Babenco.

Ironweed ismini çok iyi bilip kendisini, yani hikayesini bilmediğim filmlerdenmiş. Bir roman uyarlaması, hatta geçen yüzyılın en iyi 100 romanı arasında gösterilmiş bazı seçkilerde. 1930’ların büyük finansal kriz döneminde şizofrenik özellikler gösteren ve alkolik bir adam, ailesini bırakarak doğduğu şehre gelir.

Kim o gelen adam? Jack Nicholson. Geldiği şehirde kim var? Meryl Streep. İkisinin de, hatırlandığında akla gelmeyen ama aslında büyük oynadıkları filmlerden Ironweed.

143′, Holivut, ’87. Fragman. Türkiye’de Sonsuz Matem adıyla oynatılmış. Aslına uygun olmayabilir, ama hikayeye gayet uygun bir isim. Şimdi olsa Serseriler gibi tek kelimelik, ilgi çekmesi için bulunmuş ve herhangi bir ismi seçerlerdi. Bir de, yan rollerden birindeki Tom Waits’e dikiz:

23 Şubat Perşembe

Şubat 23, 2012

22:00 – cnbc-e: Bir Avuç Dinamit (Yabandan Gelen Adam -veya- Eğ Kafanı)

“When I started using dynamite, I believed in many things… finally, I believe only in dynamite.”

Cnbc-e, üçlemeye bir Sergio Leone filmi daha eklemiş. Sonradan çekilen ve zapata westerni denilen bir film. Zapata, adından da anlaşılacağı gibi, Meksika’nın kurtuluşu sırasında geçen ve spagetti’nin bir alt türü olarak görülen filmlere denirmiş.

Bir Avuç Dinamit, ismiye S.Leone’nin önceki filmlerinin mirasını tüketiyor gibi dursa da ismi dağıtımcılar değiştirmiş, esas ismi Eğ Kafanı imiş. Bizde de Yabandan Gelen Adam olarak oynamış.

Başrolde, dönemin ünlü polisiye oyuncusu James Coburn var, westernlere biraz ters gibi duruyor  açıkçası. Bir de 60’ların ve 70’lerin büyük oyuncularından Rod Steiger (Dr. Jivago, Rıhtımlar Üzerinde, Gecenin Sıcağında).

Önceki üç film gibi herkese ve hararetle değil, ama eğlenceli ve uzun bir western’den keyif alacaklara öneriyorum -gönül rahatlığıyla.

138′ veya 157′, İtalya, ’71 (hangi uzunluktaki versiyonu gösterecekler diye cnbc-e’ye baktığımda 96′ diyordu, muhtemelen hatadır, kimse bakmıyor diye sallamıştır yazan, çünkü yayında 2.5 saat ayırmışlar; gerçekse de örnek bir makas olayı olur). Fragman.

20 Şubat Pt.

Şubat 20, 2012

Ön Gösterim:

22:00 – cnbc-e: You Don’t Know Jack

Ötenazi savunucusu Dr. Kevorkian’ın, Al Pacino’lu hayatı.

16 Şubat Perşembe

Şubat 16, 2012

22:00 – cnbc-e: İyi, Kötü, Çirkin

Burada en çok ettiğim söz, referans filmler ve onların bilinmesi, hatta birkaç kez seyredilmesi üzerine. İşte, bir numaralarından biri. Belki For a Few Dollars More’u kalite açısından buna tercih edebilirim, ama hem çok az farkla hem de İyi, Kötü, Çirkin albenisiyle öne çıkıyor. O yüzden zaten dünya çapında bir referans noktası olması.

Filmi anlatmayı da düşünmüyorum o yüzden. imdb’de tüm filmler içinde 5. sırada olduğunu belirteyim bir tek. Bir de bir iki haftadır burada hangisi kötü, hangisi çirkin diye sormayı düşünüyordum, ama zaten o konuda bir karışıklık varmış. Çünkü filmin orijinal ismi (Il Buono, Il Brutto, Il Cattivo) iyi, çirkin, kötü diye gidiyor. İngilizcesi (ve Türkçesi) iyi, kötü, çirkin olarak değiştirilince fragmandaki sıralama ona uymamış.

Ayrıca, ‘çirkin’liğin ‘kötü’ olmaktan çok daha fena birşey olduğunu en çok yayan şeylerden biri de bu filmdir.

161′, Cinecitta-İtalya, ’66. Fragman.

9 Şubat Perş.

Şubat 9, 2012

22:00 – cnbc-e: For A Few Dollars More

Leone’nin dolar üçlemesinin (İsimsiz Adam üçlemesi de denirmiş) en az bilineni, ama belki de en iyisi. İsimsiz Adam, Clint, para uğruna bir başka işin peşinde. Lee Van Cleef ilk spagetti westerninde ki ince ve tehditkar gözlerinin türe çok uygun olduğunu yazmışlar. Ayrıca, gerçekten Clint’te daha hızlı silah çektiğini iddia edermiş L.V.Cleef, 3 karede (24 kare bir sn. olduğuna göre saniyenin 8’de birinde) silahı çekip horozunu çekip ateşleyebilirmiş. Tek kelime İngilizce bilmeden İngilizce oynayan Gian Maria Volonte ilk filmdeki kötü karakterini bırakmış -ki onda ölüyordu-, bu sefer başka bir kötü karakterde. Ayrıca, Klaus Kinski de gelmiş.

İlk filmdeki yavaş çekim efektlerini kullanan S.Leone bu filmde daha çok kurguya dayandırmış efektleri. Ayrıca, Ennio Morricone’nin müziği zaman zaman öykünün içinden (yani o film dünyasının bir parçası olarak), zaman zaman da arkadan gelmekteymiş -bu ikisine de diagetic ve nondiagetic denirmiş. Leone’nin filmlerinde genelde film müziğine eşlik eden bir enstrüman çalınırmış hikayenin içinde, bu filmde de o müzik bir köstekli saatten geliyormuş.

132′, Cinecitta-İtalya, ’65. Fragman.

Filmleri, çekildikleri mekanlarda gösteren Amerikalı (Austin’li) bir grup varmış. Bu üçlemeyi de çekildikleri İspanya kasabalarında göstermişler:

İşte filmler böyle izlenmeli.

2 Şubat Perş.

Şubat 2, 2012

22:00 – cnbc-e: Bir Avuç Dollar İçin

Bir Zamanlar Anadolu’da bahsettikten sonra spagetti western’lerini izlemenin tam zamanıydı. Serinin ilk filmi, herkesin bildiği (ya da benim öyle varsaydığım) İyi, Kötü, Çirkin’e hiç benzemiyor. Bu filmi ODTÜ’de göstermiş ve o sırada seyrederken ben de şaşırmıştım. Albenisi daha az, bir bakıma daha yumuşak (silahlar daha az konuşuyor), bir bakıma da daha sert (daha karanlık, daha gerçek) bir film.

Clint tabi ki var. ‘Çirkin’ Gian Maria Volonte de. Fırat Tanış’ın bakışlarını çalmaya çalıştığı, tüm zamanların en kötü bakan adamı Lee Van Cleef henüz yok, sonraki filmde çıkacak.

Clint, filmdeki olmayan ismiyle İsimsiz Adam (imdb’de Joe diye geçiyor, ama sanki genel bir Joe), gittiği kasabada iki düşman ailenin arasında kalır ve onları birbirlerine karşı kullanır. Ailelerden birinin kızı Marianne Koch da cabası.

Filmin benim için en büyük önemi müziklerinden. Hayatım boyunca en çok dinlediğim kasetlerden birinin üzerinde For a Fistful of Dollars yazıyor. Ennio Morricone’nin müzikleri cidden müthiş.

99′, Cinecitta stüdyoları (‘talia), ’64. Fragman.

27 Ocak Cuma

Ocak 27, 2012

22:00 – cnbc-e: I’ll Sleep When I’m Dead

Bu film, burada yayınlananlar içinde imdb puanı en düşük film olabilir (5.9). Ama onlardan geri kalan bir yanı yok. Hatta sırf bundan dolayı bile diyebilirim ki bazı filmlere ön çekiciliğiyle değil de bir adım daha içten bakmalı. Bu film 30’ların-40’ların noir’larının güncel versiyonu. Sürekli bir gizem-bilinmezlik ve merak içeriyor. Karizmatik Clive Owen’ın sakin ama sert sesinin de etkisiyle. Bir parça da +18 ‘grafik’ anlatılar da mevcut.

Clive Owen, Londra’nın en ünlü mafyöz abilerinden biriyken çeker gider. Kimsenin nerede olduğuyla ilgili bir fikri yoktur. Şehirde küçük işler çeviren kardeşi öldürülünce kendisine ulaşmaya çalışılır.

Sinemada en önemli şeylerden biri, sizi içine alacak bir film atmosferi kurmaksa bu film çok başarılı. İstediğiniz sempatik, canayakın bir filmse ı-ıh, bu o değil.

Yönetmen Mike Hodges, Michael Caine’i meşhur eden Get Carter’ın, garip bilimkurgu-çizgi roman uyarlaması Flash Gordon’un, çocukluğumuzun ilginç olağanüstü olaylar dizisi Otostopçu’nun ve yine Clive Owen’lı, bu filmi de andıran bir havaya sahip olan Croupier’nin yönetmeni. Charlotte Rampling ve Jonathan Rhys Myers da oynuyor filmde.

102′, Britiş, ’03. Fragman. Filmin ismi de Things to Do in Denver when You’re Dead’i fena halde çağrıştırıyor.

10 Ocak Salı

Ocak 10, 2012

22:00 – cnbc-e: A Shot in the Dark

Pink panther continues. Aslında pembe panter ilk filmde kaçırılması konu olan dev elmasın ismi ve sonraki filmlerde bulunmuyor, ama sonraki filmlere Müfettiş Clouseau ile beraber ismi taşınıyor. Türkçesi’ne Karanlıkta Bir Çığlık demişler, shout değil ki bu, shot (shoot’un past principle’ı).

İlk filmde Clouseau neredeyse bir yan karakterdi, David Niven başroldeydi. Ama gördüğü ilgi üzerine Clouseau devam filmlerine neden olmuş görünüyor. İlk filmde birkaç sahne dışında daha saklı, alttan olan mizah bu filmle beraber iyice önde. Serinin de muhtemelen en komik filmi bu.

Peter Sellers ‘akıllı ama sadece sakar’dan bayağı bir avanağa dönüyor. Müfettiş Dreyfus ve Kato da ekibe katılıyor. Dönemin yıldızlarından Elke Sommer de mevcut.

102’, İngiliz-Amerikan, ’64. Fragman.

3 Ocak Salı

Ocak 3, 2012

22:00 – cnbc-e: PEMPE PANTER

“You only live once, so see Pink Panther twice” diyor filmin reklamı. Aynen. Hatta “4 times, 5 times” diye artırıyorum. Ezbere bilinmesi gereken, sahnelerini referans olarak sohbette kullanacağımız ve bu sırada karşılıklı çok rahat anlaşmamız gereken, anlamayanlara da sen Mars’ta mı büyüdün diye laf etmemiz gereken filmler bunlar. Oysa nerdeeeee…

Peter Sellers başka bir şeydir. Benzeri olmayan, tarif edilemeyen, yeni kelimeler yaratmamızı gerektiren. Peter Sellers’in varolduğu yer, birkaç başka çok hoş film hariç (The Party, Dr. Strangelove) Pembe Panter serisidir. Serinin bu filmi ise, diğerlerinden hafif farklı, daha giriş niteliğinde, komedi kadar bir bilinmezlik ve macera da barındıran bir öykü. Ve Sellers’ın yanında, bir başka büyük usta, David Niven’ın da tüm zarafetiyle filmi zenginleştirdiği kesin. Ayrıca, Robert Wagner ve güzeller güzeli Claudia Cardinale (geçen yıl altın portakal aldı) de mevcut.

Blake Edwards: [On the set of the Pink Panther] Mr. Sellers, welcome to Hollywood.
Peter Sellers: But this is Austria.
Blake Edwards: Hollywood’s a state of mind.

115′, Holivut-MGM, ’63. Fragman.

17 Kasım Perş.

Kasım 17, 2011

22:00 – cnbc-e: Wit

Ayrıntılar öğleden sonra. O zamana dek resimdeki adamı tanıyana Nobel vereceğim. Böylece sorunun içinde ipucunu da vermiş oldum. İsteyen imdb’ye baksın valla.

______________________________

Evet, saat 22:45 ve benim düzenimde öğleden sonra sayılabilir:

Ölümcül bir kanseri hastası olduğunu öğrenen ünlü bir profesörün gerçek hikayesi. Bir kitap uyarlaması, bir televizyon filmi. Böyle bir rolün altından en iyi kalkabilecek (aslında herhangi bir rolü en iyi oynayabilecek) isimlerden Emma Thompson oynuyor. Hikayenin çağrıştırdığı gibi ağır, üzücü bir film beklemiyorum. Ama yine de kolay, hafif bir film de olmayacaktır.

Emma Thompson’ın babasını oynayan -ve benim resimdeki sandığım- kişi olarak Harold Pinter gözüküyor. Bu bildiğimiz Pinter mı diye baktım. En önemli tiyatro yazarlarından, neyini izlesem çok beğendiğim Pinter. Meğer, bayağı film -genellikle televizyon filmleri- ve dizide küçük roller oynamış zevkine. Kendi yazdığı -çok başarılı- The Servant’la başlamış esas olarak.

Yönetmen de 40 yıldan fazladır dikkat çekici filmler yapmış olan Mike Nichols. Hatta sinemada bir Mike Nichols dokunuşundan bahsedilebilir bence. Who’s Afraid of Virginia Woolf’la başlayan, The Graduate, Silkwood, Working Girl, Closer filan, genelde yoğun duygusal bir atmosferin kurulduğu ve çok az kişi etrafında dönen hikayeler.

99′, Amerika-sanırım HBO, 2001. Fragman.